Türkiye

Toplumsal Aktörler Kadın Erkek Eşitliğinin Düşünsel Temellerini İrdeledi

Türkiye Bahai Toplumu Dış İlişkiler Temsilciliği tarafından organize edilen Kadın Erkek Eşitliğinin Düşünsel Temelleri başlıklı yuvarlak masa etkinliği 8 Haziran 2021 tarihinde çevrimiçi ortamda gerçekleştirildi. Kadın erkek eşitliği yaşamın her alanında karşımıza çıkan ve çoğu kesimin giderek daha da bilinçlenmekte olduğu geniş kapsamlı bir konudur. Bu alanda çalışan birçok birey, kurum ve sivil toplum kuruluşu yaşamın birden fazla katmanında bu konuya dair eğitimler vermekte, çalışmalar yürütmekte ve harekete sevk eden  somut adımlar atmaktadır.

Gerek medyada gerekse hayatın bizzat içinde eşitliğe dair giderek artan farkındalığın düşünsel ayak izlerini sürmek, tarihsel süreçlerini ele almak, kadınların güçlendirilmesi yolunda bireyleri güdüleyen fikirlerin neler olduğunu tartışmak amacıyla bu alanda çalışmalar yürüten panelistler ve toplumsal aktörlerle bir araya gelindi. Yapılan toplantıda 2 panelistin konuyla ilgili görüşleri dinlendi ve toplantı 20 katılımcı ile açık mikrofon şeklinde devam ederek, ortak emek verilen bu konunun temelleri birlikte irdelendi.

Toplumsal cinsiyet rejiminin tarihi, kadın hareketinin geçmişi, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi alanlarda çalışan ve bu konularda çeşitli yayın ve çevirileri olan akademisyen Dr. Tuba Demirci, konuşmasında tarihsel bağlamında insan hakları ile feminizm konusuna özellikle değinmiş ve toplumsal cinsiyet farklarının oluşumunu mercek altına almıştır. Feminizmin ortaya çıktığı dönemde, temelinde kadınların da insan olduğunu savunan radikal bir görüş olduğunu belirten Dr. Demirci, kadınların hayata katkılarının tarih dışı bırakıldığından ve kadın ile erkek arasındaki biyolojik ve fizyolojik farklılıkların zamanla bir tür eşitsizlik sistemine dönüşmüş olduğundan  bahsetmiş ve “kadın ve erkek aynı olamaz; ancak farklı olmak daha az değerli ya da görünmez olmak anlamına gelmemelidir” sözleriyle kadın ile erkeğin eşitliği ilkesini vurgulamıştır.

Dr. Demirci ayrıca, bugünkü feminizmin hem dünyadaki hem Türkiye’deki tarihsel süreçlerine değinmiş, bilimsel düşüncenin önderlik ettiği aydınlanma bağlamında feminizmi ele almıştır. Bu bağlamda hem insan hakları savunucularının hem de feministlerin ulaşmak istediği bir amaç olan kadın erkek eşitliğinin kadın ve erkeğin toplumsal, ekonomik, politik ve hukuki anlamlarda eşit muamele görme isteği olduğunu söylemiştir. Dr. Demirci, insan onurunun cinsiyet ile ilgili olmadığını ve biyolojik farklar sebebiyle kadın ve erkeklerden farklı beklentiler olmasının toplumda eşitsizliğe yol açtığını belirtmiştir. “Bu sorun yalnızca kadınları değil, erkekleri ve aslında insanların tümünü ilgilendirir, bu bir insan hakları sorunudur ve aslında evrenseldir,” diyen Dr. Demirci konuşması boyunca, bu eşitsizliğin tarihin çok gerilerine giden bir sorun olduğuna, bu duruma insan hakları perspektifinden bakmanın, tarihi yeniden keşfetmenin ve bugünkü problemlere yeni çözümler bulmanın gerekliliğine dikkat çekmiştir.

Toplantının ikinci panelisti İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnanç Masası Danışmanı Sn. Fatma Yavuz ise, yaptığı konuşmada kişisel yaşamından ve kendi deneyiminden örnekler vererek, dindar bir kadının inancına duyduğu duygusal bağlılığının, bu inancın içine yüzyıllar boyunca karıştırılan şahsi fikirler ve dogmalar sebebiyle kadını baskılayıcı ve engelleyici bir unsur olabileceğinden bahsetmiştir. Binlerce yıldır aktarılan dinlere, tarih boyunca doğruluktan uzak sayısız bakışın girdiğine, bunların zaman içinde dogmalaştığına ve eşitsizliğin üretilmesine sebep olduğuna değinen Sn. Yavuz, bunu söylerken savunma mekanizmalarını aşmak gerektiğini de dile getirmiştir; çünkü bu dogmalar beraberinde bir dokunulmazlık da taşımaktadır.

Bir insanın başka birinin fikirlerine önem verebilmesi için birtakım özdeşlikler veya ortaklıklar kurmanın gerekli olduğunu vurgulayan Sn. Yavuz, farklı kesimlerin, farklı ideolojilerin birbirleri ile etkileşimlerinde üstten bir bakışın olduğuna ve bunun toplumsal sınıflar ve kesimler arasındaki diyaloğu baltaladığına da değinmiştir. Bu çerçeveden Sn. Yavuz, farklı kesimler arasında köprü olmak, toplumu ve insanları bölerek yalnızca kendinden olanı dinlemeye iten bu kalın duvarları sabırla aşmak ve bunun için uygun dili geliştirmek, ayrıca gerçeği serbestçe araştırmak gerektiğine değinmiştir.

Etkinliğin diğer yarısında ise tüm katılımcıların katkısı ile açık mikrofon şeklinde bu konunun derinliklerine dair kişisel içgörüler paylaşılmış ve Türkiye Bahai Toplumu Dış İlişkiler Temsilciliği tarafından hazırlanan  kadın erkek eşitliği prensibi ile ilgili kısa bir video izlenmiştir. Kadın ve erkeğin biyolojik farklılıkları, bir eşitsizlik sistemini nasıl ortaya çıkarmaktadır? Kadın erkek eşitliğinin tesis edilebilmesi için akıllarda ve kalplerde ne gibi değişimlere ihtiyaç vardır? Toplantının kalanında bu gibi sorulara cevaplar aranmıştır. Hemfikir olunmuştur ki insanın fiziki değil ruhani yönü, yani anlayış, idrak ve erdemleri insanı insan yapan unsurlardır ve hepsi cinsiyetten bağımsızdır. Bu erdem, anlayış ve nitelikler kadın ya da erkek olmaya değil, insan olmaya özgüdür; keza “ruhun cinsiyeti yoktur.”

Bu noktada katılımcılardan biri medyanın toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yaymadaki rolüne değinmiştir. Ancak medyanın, gerek dilinde gerek sergilediği davranış kalıplarında karşılaşılan eşitsizlik örneklerine hiç kimsenin ses çıkarmamasının, özellikle de geleceğin baş aktörleri olan genç kesimler arasında bu durumun normalleşmesine sebep olduğunu dile getirmiştir.

Bugün kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesi alanında çalışan, hatta bu alandaki toplumsal hareketlere öncülük eden sayısız aktör vardır. Etkinlik, bu kimselerden bazılarıyla bir araya gelinerek kadın erkek eşitliğinin düşünsel temellerini daha fazla araştırmak ve bütünü görebilmek için tarihsel süreci değerlendirmek; bunun da ötesine geçerek şimdi, bugün insan olma merkezinde nasıl bir araya gelinebileceğini düşünmek adına bir fırsat olmuştur. Kadın erkek eşitliği Bahai Dini’nin temel öğretilerinden biridir ve bu yöndeki görüşlerin toplumun her kesiminde giderek daha da yaygınlaştığı görülmektedir. Bu etkinlikte de, kadın erkek eşitliğinin bir hakikat ve insani bir hak olmasına rağmen, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin insanlığın karşı karşıya bulunduğu en büyük ve evrensel meydan okumalardan biri olmaya devam ettiğine dair ortak anlayış bir kez daha vurgulanmıştır.

Katılımcıların bir sonraki toplantı için konu önerilerinde de bulunduğu bu toplantı şunu da göstermiştir ki, toplumun farklı kesimlerinin birbirinden haberdar olabilmesi ve hatta beraber çalışabilmesi, toplumsal bir diyalog oluşabilmesi için ortak alanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tür alanların özellikleri farklı görüşlere saygılı, herkesin birbirinin fikri üzerine yeni fikirler inşa edebildiği, davetkâr ve katkıya açık olmalıdır. Türkiye Bahai Toplumu, rengârenk bir sosyo-kültürel kimliğe sahip bir coğrafyada, ortak bir amaç uğruna toplumsal çalışmalar yürüten kişilerle bu tür ortak alanlar yaratma sorumluluğu hissetmektedir. Etkinlikte de sıkça değinilen farklı kesimlerin diyaloğunun insanlığı ulaşmak istenilen noktaya çok daha çabuk bir şekilde taşıyacağına dair çok umut vaat edici işaretlere tanık olunmuştur.

Bu yazıyı paylaşmak için: